RSS

Canon 600D ve Nikon D5100 arasındaki farklar

SEVMEK ESKİDENDİ GÜZELİM

Eskiden güzeldi. Polyanna vardı, Voltran vardı, Clementine vardı, “kuzucuklarım” diyen Adile Teyzemiz vardı, fotoğraf makinelerinin sınıflandırması kolaydı (giriş, orta, üst sınıf) vs…

Voltran: “Ben de başını oluşturacağım!”

Voltran: Böyle durmaya çalışın, 10 saniye sonra beliniz ağrımaya başlıyor.

Clementine: Tekerlekli sandalye ile dünyayı gezip şeytanla didişen bu kızı hatırlayan var mı?

Clementine: Aha bu da şeytan. Küçükken bir kurtadamdan bir bu şeytandan (Malmoth) korkardım.

Pollyanna: İyi ki bacağımı kırmışım, yoksa bu iyi doktor amcayla tanışamayacaktım, hihihi…

Adile Naşit: 57 yaşında aramızdan ayrılan Adile teyzemiz. Çok genç. Hala yaşayıp gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen şerefsiz politikacıların 800 yıl yaşadığını düşününce…

Şimdilerde bunların hiçbiri yok.

Güzel çizgi filmlerin yerine ne idüğü belirsiz garip kahramanlar ve yaratıklar içeren çizgi filmler, Adile Teyze yerine “Türkiye bölünse ne olur ki?” fikrini halkın kafasına kazımaya çalışan tartışma programları geldi.

Fotoğraf firmaları (her kapitalist firmanın gördüğü gibi) piyasadaki ürünlerini çeşitlendirmenin faydasını gördüler. Aklı başında piyasayı görebilen firmaların hepsinin şu anda “giriş”, “giriş-orta”, “orta”, “orta-üst”, “üst”, “hayvani” gibi sınıflar var (Pentax hariç. Pentax herşeyi en iyi yaptığı ve halkı en çok düşünen firma olduğu için süper-küçük sensörlü ve süper-pahalı Q serisi makinelerini duyurdu).

Durum böyle olunca “hangisini alsam” diyen arkadaşlar artık ikilemi geçip üçlem, dörtlemde kalmaya başladı. D90 ile 550D aynı sınıfta mı? D7000 mi D300s mi? 60D mi D7000 mü? (Hatta) D7000 mi D700 mü? 7D mi 5DMarkII mi? D80 mi, D90 mı, 60D mi, 600D mi? O mu bu mu? Bascek’te Yalçın Aydın arada güzel rehberler hazırlıyor. Bu rehberlerdeki her yazılana %100 katılmasam da forumlarda “yalnız internetten okuduğu yorumlara göre kel-kör tavsiyede bulunan” kişilerden daha yararlı ve aklı başında olduğu garanti.

Son zamanlarda en çok sorulan sorulardan biri şu: 600D mi D5100 mü?
Bu soruya en çok verilen yanıtlardan biri de şu: Video istersen 600D, fotoğraf istersen D5100.

İyi de, 600D video kamera mı? Fotoğraf çekmez mi? Video daha DSLRlara girmeden bile Canon’un XXXD serisi boşuna mı deli gibi satıldı ki? 600D’deki algılayıcı 7D, 550D, 60D’de kullanılanın aynısı. D5100’deki algılayıcı da D7000 ve Pentax K5’te kullanılan algılayıcının aynısı, yani o da çok iyi. Demek ki “600D mi D5100 mü” sorusunun yanıtı bu kadar basit değil.

PEKİ YANIT NE?

Bu yazıda fotoğraf karşılaştırması yapamadım, onun haricinde farkedebildiğim aradaki farkları göstereceğim.

Farklardan önce bariz bir benzerlikten sözedeyim: Şekil. D5100, bariz bir şekilde Canon XXXDler’e benzemiş. D5000 ile yanyana görünce daha iyi anlaşılıyor:

Farkı göremeyen var mı? Nikon bu yeni modelde dar-yüksek tasarımdan geniş-kısa tasarıma geçmiş.

1- Şimdi ilk fark:

600D ve D5100’ün yanyana göründüğü fotoğraftan da anlayacağınız gibi D5100’ün tutacak yeri biraz daha kıvrımlı ve ele daha iyi oturuyor, ama buna karşılık 600D’nin tutacak yeri daha yüksek ve makinenin arkasında başparmağınıza denk gelen yeri daha geniş. Tamamen kişisel zevkinize kalmış. İlk bakışta D5100’ün tutuşu daha ergonomik gelmişti bana ama 1-2 dakika sonra 600D’nin daha rahat tutulduğunu farkettim. Tutacak yer daha yüksek olduğu için serçe parmağım biraz da olsa 600D’nin tutuşuna katkıda bulundu. Ayrıca Nikon’un arka tekerleğini çevirmek için makineyi dengeleyen başparmağınızı oynatarak makinenin dengesini biraz bozuyorsunuz, 600D’de makineyi sıkıca kavrarken işaret parmağı ile tekerleği çevirmek daha rahat. 600D 550D’den daha kalın, bu yüzden de tutuş daha rahat. Elinizin büyüklüğüne göre bu fikir değişir, en iyisi bir dükkanda denemek. Benim söylediklerimin tersini düşünen de var.

2- İkisinde de 3″ LCD ekran var. D5100’deki 4:3, 600D’de 3:2 oranında. Bu yüzden D5100’de fotoğraf hiçbir zaman tam ekranı doldurmuyor. Ekranda canlı ön izlemeyi kullanıp çekmek de 600D’de daha rahat gibi. D5100’de %100 büyütme için 5 basamak geçmek zorundasınız, Canon’da 2 basamak. 5 basamak olması avantaj gibi görünse de çok kişi için iki basamağın yeteceğinden eminim (ve fotoğraf çekerken 2 basamak çok daha pratik). Ayrıca ekrandaki en son büyütmede Canon biraz daha fazla yaklaşıyor, detay çalışıyorsanız işinize yarar. Makinelerle LCD ekranları kullanarak çekim yaptığımda fark bariz belli oluyor, ama sizde yalnız D5100 varsa eksiklik hissetmeyeceksiniz. Bunların dışında, 600D’nin ekranının çözünürlüğü D5100’e göre biraz daha yüksek ama ben fark göremedim.

3- İki model de ekrandan hızlı ayar imkanı sunuyor. Burada Canon’un tekerleğini ayar değiştirmek için kullanabiliyorken D5100’de bir menüye daha girip ayar değiştirmeniz gerekiyor, bu yüzden bu menünün kullanımı 600D’de daha pratik. Örneğin beyaz ayarının üzerine gelince Canon’da tekerleği çevirerek anında istediğiniz beyaz ayarını seçerken Nikon’da OK’e basıp alt menüye girip seçmeniz ve üst menüye geri dönmeniz gerekiyor.

4- İlginç bir şekilde, D5100’de kablosuz flaş kontrolü yokken 600D’de var. Eskiden bunun tersi olurdu, ama bu sefer Canon cömert davranmış.

5- D5100 video sırasında otomatik netleme yapabiliyor. Normal video kameralardan daha yavaş olsa da (ve netleme sırasında ileri-geri hareket etse de) kullanılırlık açısından ben başarılı buldum (bu konuda DSLRlar hala m4/3 ve NEX serisi makinelerin gerisindeler).

6- 600D hemen her türlü video ayarını yapmanıza izin verirken D5100 neredeyse “tam otomatik”. 600D’nin 3-10x arası dijital yakınlaştırma (3x’te görüntü kaybı yok, aynı Panasonic GH2 gibi), 720P’de 60 fps (böylece örneğin koşan birini ağır çekimde seyredebilirsiniz), ses seviyesini manuel ayarlayabilme, rüzgar filtresi, diyafram ve enstantaneyi kontrol edebilme gibi üstünlükleri var.

7- Teoride 600D saniyede 3,7 kare, D5100 saniyede 4 kare çekebiliyor. Bu rakamlar yakın görünse de pratikte 600D elimdeki Sandisk Class6 SD kart ile en iyi kalitede JPEG çekerken 15 karede, D5100 aynı kartta 30 karede yavaşlamaya başladı (Class10 ile denemedim).  Ayrıca Nikon’un çekim hızını 4 kare/saniyeden biraz daha düşük hesapladım (Çekilen kare bölü geçen süre = 3.8 kare/saniye gibi çıkıyor). D5100 daha fazla kare çekebildiği için daha avantajlı. Yalnız aklınızdan çıkarmayın, bu makineler hareketli çekimler için yeterli değil, yani 15 kare sizin için yeterli olabilir.

8- 600D canlı önizleme sırasında histogram gösterebiliyor. Benim çok kullandığım bir özellik, “histo… ne ne??” diyorsanız bu maddeyi önemsemeyin 🙂

9- D5100’de CA sorunlarını düzeltme özelliği var (yalnız JPEGlerde). Buna karşılık Canon’la gelen bedava yazılımlar çok daha iyi.

10- 600D’nin optik bakaçı biraz daha büyük. Yanyana koymazsanız anlaşılmıyor, orası ayrı.

11- D5100’de “aralıklı zamanlı çekim” (interval timer shooting) fonksiyonu var. Uzun uzun kullanmadım ama D700’dekine benzer bir menüsü var. Bunu kullanarak ilginç videolar yaratabilirsiniz. Açıklama videosu burada.

12- D5100’de minyatürize etme gibi filtreleri videoyu çekerken uygulayabiliyorsunuz.

13- D5100’de HDR modu var. Bu modda makine 2 fotoğraf çekiyor ve geniş dinamik aralıklı bir fotoğraf oluşturuyor. Ben beğendim. HDR çekenler genelde “ne kadar çok foto o kadar iyi” derler ama gerçekte 2 poz bile adam gibi HDR fotoğrafa yeter, HDR’dan ne anladığınıza bağlı. Bazıları “HDR” yapıyorum (ne demekse?) diyerek orta tonları (mid-tone) öldürür örneğin.

14- Snapsort iyi bir karşılaştırma sitesi, ama bilmeyeni yanlış yönlendiren bazı bilgiler de vermiyor değil. Buradaki karşılaştırmada 600D’nin 1500ms, D5100’ün 500 ms’de açıldığını söylemişler. Ben size doğrusunu söyliyim: Canon’da makine açılışında algılayıcıyı temizleme fonksiyonu açıksa, bu temizlik işlemi açılışı biraz geciktiriyor “gibi görünüyor”, ama eğer deklanşöre basarsanız bu işlem iptal oluyor ve hemen çekime geçebiliyorsunuz. Normalde iki makinenin açılışı sırasında sizin farkedebileceğiniz bir fark yok. Snapsort’u hazırlayan arkadaşların makineyi gerçekten kullanmaları gerekli galiba…

15- Nikon’cu arkadaşlar bozulacak ama hala gövdede AF motoru olmaması büyük sorun, ve Nikon’un bunu gövdeye koymaması akıl alır gibi değil. Nikon’un AF-S olmayan mükemmel ve çok uygun fiyatlı lensleri var, ama D5100 alan biri bunlara ulaşamayacak. “Giriş seviyesi makineyi alan çok lens almaz, eski lenslere gerek yok” savunmasını da kabul etmiyorum. D5100 aslında o kadar iyi ki rahatlıkla profesyoneller için yedek makine olabilir. Profesyonel değilim, ve elimdeki 6 Nikon uyumlu lensten yalnız biri AF-S!

Bilmeyenler için ek: Canon gövdelerde de AF motoru yok, ama tüm lenslerde zaten bu motor olduğu için hiçbir sorun yok, ilk çıkan EF lenslerden olan 50mm f1.8 MKI’i bile her Canon gövdede kullanabilirsiniz.

Bununla ilgili ek kaynak: http://www.bascek.com/11565/govdede-af-motoru-olmamasi-nedir/

16- Biri Canon, diğeri Nikon 🙂

İpucu: Ben ikisinin de fotoğraflarını beğendim.

Yukarıdaki farklara bakın, kendinize uyanı seçin.




 
7 Comments

Posted by on 2011/06/29 in Uncategorized

 

Tags: ,

Bu mudur moda?

 

 

Yukarıdaki eski-püskü, kırık-dökük iğrenç sehpanın üzerindeki fiyatı gördünüz mü? Bunu alan akıl hastaları da var demek ki… Ya da para batıyor mu gerçekten? Espri veya kamera şakası da olabilir.

Ne olursa olsun, normal değil… Satılabilecek “eski” eşyanın bir özelliği, tarzı, bilmemneyi olur. Buna yaklaşsanız, Allah korusun, eliniz kesilir tetanoz falan olursunuz.

 

 

 

 

 
Leave a comment

Posted by on 2011/06/28 in Uncategorized

 

Gazeteci olmak için bilgiye gerek yok

Bazen gazetecilerle ilgili eleştirilerimde dostlarım bana kızıyor. Aşağıdaki fotoğraftaki yanlışı bulun, ve haksız mıyım siz karar verin:

Bulamadıysanız söyliyim: KKTC = Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Rum Kesimi ayrı, çünkü Türkiye Kıbrıs Adası’nda iki ülke olduğunu kabul ediyor. Ama haberi veren gazeteci arkadaşın bundan haberi yok, Tüm Kıbrıs’ı “KKTC” olarak biliyor.

Ne diyim bilmem ki?

 
Leave a comment

Posted by on 2011/06/26 in Uncategorized

 

Türkiye’nin en büyük derdi?

Türkiye’ye dışarıdan bakan biri olarak Türkiye’nin en büyük dertlerini şöyle sıralayabilirim:

– İstanbul’da bir kanal ve 2 yeni şehir daha inşaa edilmeli. Şu anda Türkiye’nin en çılgın ihtiyacı bu. Neden mi? Bilmem, bana öyle göründü, size de öyle gelmiyor mu yoksa?

– Evlenen 100.000 çift için devletin dayalı döşeli konut yapması gerekiyor. Bu da çok acil ve kesin yapılması gereken birşey çünkü ülkemizde nüfus artmıyor! Ayrıca hangi 100,000 şanslı çifte bunlar verilecek, belli değil. Artık “kim” kısmını siz tahmin edin. Bu olay nüfusu gerçekten artmayan Avrupa ülkelerinde yapılıyor, ama gördüğüm kadarıyla maşallah bizim öyle bir derdimiz yok 🙂 , ama olsun! Devletin imkanları böyle gerizekalı projelere harcanmak için yok mu zaten?

– İhracat 500 milyar $ olmalı. Bu arada ithalatın ihracatı aşması önemli değil, yeter ki ihracat 500 milyar olsun. Örneğin şu anda ithalat ihracatın çook üzerinde (yani dışarı deli gibi para kaçıyor) ama önemi yok! 500 milyar yapacaz dedik!

– 2B arazileri (yani orman vasfını kaybetmiş araziler) hemen satılacak. Bu arazilerin bedeli sudan ucuz, ve şu anda kimlerin bu arazilerde villaları-siteleri var, bu önemli değil. Kimler bu arazilerden nemalanacak, bana ne? Yeter ki satılsın ve gitsin bunlar!

– Tarımda dünyanın en büyük 5 ülkesinden biri olalım! Şu anda neredeyse herşeyi dışarıdan getirdiğimiz, tüm çiftçilerin deli gibi borçlu olduğu (ve hükümetin çiftçiyi “bak biz gidersek borcunuz ne olur belli olmaz” diye korkutması), eti normalin 3 katı fiyatına yediğimiz falan da önemli değil (Kosova’da eeeen kaliteli etin kilosu 5-8 Euro arası değişir). Olsun, biz en büyük 5 ülke arasında olmalıyız! Nasıl mı olacak? Seçim için sallamak bedava değil miydi ki?

–  Havayollarını halkın yolları yapılmalı! Hatta yapılmış! (Yuh artık, uçak biletlerinin düşmesini de mi hükümet yapmış? Pegasus ve benzerleri yapmadı mı bunu? Ben yıllardır THY’den adam gibi indirim alamazken (yüzlerce işçi uçuruyoruz), THY mi indirmiş fiyatları da insanlar uçabiliyor? Sırf düzgün indirim alamadık diye şu anda projemizin olduğu ülkeye başka firmayla uçmaya başladık, THY “lütfen” indirim yapmak zorunda kaldı).

– Her çocuğa elektronik kitap vermeliyiz! Evet, elektronik olsun! Bu kitapların bozulması, kırılması, çalınması vs.. önemli değil. Zaten MEB’e bu aletler bizden biri tarafından satılacağı için para içeride kalacak 🙂 Bu arada işsiz öğretmenler vs.. önemli değil. Biz yaparız!

–  Yeni cezaevleri yapmalıyız! Silivri yetmez! Buradan öyle görünüyor bana…

 
Leave a comment

Posted by on 2011/06/04 in Uncategorized

 

Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz

Bakan Recep Akdağ Batman’da şikayete gelen görme özürlü bir vatandaşa “gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz” demiş.

3 gün önce bir programda kamyonculardan biri başka bir bakana mazot vs.. hakkında şikayet ettiğinde “sen serbest meslek yapıyorsun, yani yapıp yapmamak senin elinde, serbestsin” dediğini anlattı.

Başbakan gazete sahiplerine “yazarlarınıza hakim olun” demişti. Aynı sayın başbakanımız bir general hakkında “ben oraya gittiğimde ayağa kalkmadı, cezasını buldu” dedi.

Gene aynı Başbakan bir vatandaşa “ananı da al git” demişti.

Bülent Arınç intenetle ilgili yasakları eleştiren TÜSİAD’ın bayan başkanı hakkında resmen “pornocu” dedi (ki Arınç’ın adı Cumhurbaşkanı adayları arasında geçiyor).

Üniversite sınavındaki aleni kopya ve yolsuzlukla ilgili ÖSYM’nin yaptığı “ilk” açıklamada Cumhurbaşkanı dahil tüm AKPliler “tatmin” oldular.

Egemen Bağış “Che hayatta olsaydı AKP’ye gelirdi” dedi.

YSK’nın açıklamasına göre seçmen sayısı bilmemkaç senede 10 milyon arttı (geçen seçimde oy veren kümeslerin çıktığını da hatırlatayım).

Bunların tamamını günlük gazetelerden okuyup televizyonlarda seyrediyorum, ve benzer örnekler çoğaltılabilir.

Ne kadar iğrensem az…

 
Leave a comment

Posted by on 2011/06/04 in Uncategorized

 

Sony NEX-3, Canon 7D, Nikon D700 potburi + Konuk sanatçı 5DMarkII Bölüm1

Yazıdan önce: WordPress’te yazı boyutunu Blogspot’taki gibi rahat değiştirememek inanılmaz birşey. Bu kadar gelişmiş bir blog sisteminde böyle basit birşeyin olmaması ne demektir anlayamadım. Drop-Down menüdeki font boyutları da her zaman istediğim gibi çalışmıyor, sırf bu yüzden basit HTML kodu öğrenmek zorunda kaldım. Örneğin şu anda okuduğunuz harflerin boyutunu “yazıyı yazdıktan sonra” ayarlamaya kalkınca saçma sapan sonuçlar oluyor, istediğim gibi olması için illa HTML koduna gitmem gerekiyor. WordPress’i kınıyorum, çok ayıp 🙂
Aklıma Linux geldi. Linux’ta da ne zaman bir sorun yaşasam çözümü mutlaka komut satırı denen tarihi eserde oluyor. Sonra “vay Windows tekel, yaşasın özgür Linux…”

ORTAYA KARIŞIK

NEX-3 ve E-PL1‘i birkaç aydır kullanıyorum. Hatta bu süre zarfında D700 ve 5DMarkII uzun süre evde yattı, bu iki ufak makine o kadar iyi.

Peki “o kadar iyi” ne demek? E-PL1’i daha önce NEX-3 ve D700’le karşılaştırmıştım. Nihayet zaman bulup arkadaşın 7D’sini ödünç alabildiğim için (4 günlüğüne de olsa) şimdi sıra NEX-3’te. Hazır 7D elime geçmişken D700 ve 5DMarkII’yi de işin içine soktum, böylece karşılaştırmayı karman çorman hale getirmeyi başardım ama derli toplu oldu (Güzide yazarımız Emre A. gibi, tek cümlede kendi yazdığımla çelişebiliyorum. Biraz da yalakalık yapsam ben de büyük bir gazetede köşe kapabilir miyim?)

Şunu söylemem gerek: Bu bir Sony NEX-3 veya Canon 7D incelemesi değil, tamamen fotoğraf kalitesini karşılaştırdım. Gerçek bir NEX incelemesi için basçek‘e bakabilirsiniz. 7D’yi D700 ile kullanım ve hız açısından karşılaştırmak zevkli olurdu (elimde hızlı AF yapabilen Nikon lens olmadığı için şimdilik bu işi erteleyelim).

İncelemeyi yaparken kullandığım lensler: Sony 85mm f2.8 SAM, Canon 85mm f1.8 USM, Nikon 50mm f1.4G AF-S, Canon 50mm f1.8 EF II, Nikon 80-200 f2.8 AF-D, Canon 100-400 f4.5-5.6 L IS. Bu lensler (Canon 100-400 haricinde) f8-f11 arasında yeterince keskin ve kontrastlı oldukları için farklı markaları karşılaştırmak sorun olmuyor. Canon 100-400mm iyi olmasına rağmen “telefoto zoom” lens olduğu için sabit odaklı lens performansı beklemek doğru değil. Karşılaştırma sahnelerinde çok köşelere bakmadım çünkü lenslerin kenarları optik olarak daha sorunlu olmaya meyilli. Tüm fotoğrafları doğrudan RAW’dan JPEG’e çevirdim, keskinleştirme yapmadım. “Adobe Standard” profilini kullandım.

Nikon 80-200 f2.8 nedense daha çok pozlama veriyor, bu yüzden fotoğrafların bazılarını -1EV’de çektim.

Dışarıdaki çekimleri elde araba penceresine dayanarak, ayılı çekimleri üçayak kullanarak yaptım. Üçayaktaki çekimlerde netlemeyi hepsinde elle ayarladım. Üçayak ayılardan yaklaşık 2 metre mesafedeydi. Sony lens NEX-3 üzerinde AF yapmadığından netlemeyi dış çekimlerde de elle yaptım, diğerlerinde AF kullandım. Zaten uzakları çektiğim ve f8 ve üzeri diyafram kullandığım için netlik sorunu olmadı.

Biraz alakasız olacak ama bilmeyen arkadaşlara yardımcı olması için alttaki şekli hazırladım:

(Bu şekli kullanacaksanız bari haber verin)

Genelde maksimum performans için en alt ve en üst iki diyafram değerini kullanmak önerilmez. Bu değerlerde keskinlik ve kontrast “genelde” en alt seviyededir. Gene “genelde” ortalama bir lens f8-f11 arasında optimum keskinlik, optik bozulma ve kontrast değerlerine ulaşır.

Elde yaptığım çekimlerde en çok zorlandığım makine D700 oldu. Sol elimle 80-200’ü desteklerken ISO’yu 100’den 25,600’e çıkarmak Nikon’da ölüm gibi çünkü uzun ve ağır bir lensi sol elinizle tutarken gövdenin sol üst kısmında bulunan ISO düğmesine ulaşmak imkansız, dolayısıyla her ISO değişiminde kadrajı yeniden ayarladım. Canonlar’da hemen tüm ayar düğmeleri sağ işaret parmağına denk geldiği için gözünüzü optik bakaçtan çekmeden bu ayarları yapabiliyorsunuz (Nikon fanatikleri artık yazının kalanını okumaz sanıyorum 🙂 ). NEX-3’te bakaç yok, bu yüzden herşeyi ekrandan yapıyorsunuz. ISO’yu ayar tekerleğinin ortasındaki düğmeye atadığımdan ISO değiştirmek çok rahat oluyor.

Bu karşılaştırmalarda hemen ISO6400’deki performansına bakıp karar vermeyin, insanların %90’ının çektiği fotoğrafların neredeyse tamamı ISO1600 ve altında.

YETER, KONUŞMA VE FOTOĞRAFLARI GÖSTER!

Önce 7D + 50mm f1.4 FD lens ile ISO1600’de çekilmiş bir fotoğraf örneği:

ISO1600, 1/60, f5.6. Büyük hali için tıklayın.

Bu, 18MP’lik RAW dosyasının ortasından bir kesme (yaklaşık 0,9MP boyutunda). RAW’da hiç oynama yok, doğrudan JPEG’e çevirdim. Yalan yok, 7D’den daha kötü bir performans bekliyordum.

7D’nin 1.6x, NEX-3’ün 1.5x, D700’ün 1.0x kesme çarpanı var, bu yüzden karşılaştırmada iki strateji izledim:

1- Kadrajı aynı tutarak: Bu durumda 7D ve NEX-3’te 85mm lens kullanırken D700 üzerindeki 80-200’ü 130mm civarı tutmaya çalıştım. “Çalıştım” diyorum çünkü D700’de her ISO değiştirdiğimde yeniden kadraj ayarı yapmak zorunda kaldım. Böyle olunca aynı kadrajda yalnız 18-12-14MP farkı oldu. Aşağıda EV, AĞAÇ ve AYILAR bu şekilde çekildi.

2- 50mm ve 400mm odak mesafelerini sabit tutarak: 50mm kullanarak 7D-D700, 400mm kullanarak 7D ve 5DMarkII’yi karşılaştırdım. Bu durumlarda 7D’nin 1.6x çarpanının etkisi var mı onu anlayabiliriz.

1- KADRAJI AYNI TUTARAK

EV:

Fotoğrafların büyük halini göremezseniz:

http://img585.imageshack.us/g/eviso320025600.jpg/

Yorum yok.

AĞAÇ:

18MP, 12MP, 14MP

Fotoğrafların büyük halini göremezseniz:

http://img851.imageshack.us/g/agaciso640012800.jpg/


Yorum yok.

AYILAR:

Fotoğrafların büyük halini göremezseniz::

http://img695.imageshack.us/g/ayilarnoeliso640012800.jpg/


2- ODAK MESAFESİNİ AYNI TUTARAK

50mm, EV:


7D, 50mm f1.8 II, ISO100, f8, 1/125


D700, 50mm f1.4G AF-S, ISO200, f11, 1/250
50mm, TABELA:

7D, 50mm f1.8 II, ISO100, f8, 1/160
D700, 50mm f1.4G AF-S, ISO100, f11, 1/125
7D, 50mm f1.8 II, ISO1600, f8, 1/2500
D700, 50mm f1.4G AF-S, ISO1600, f11, 1/2000
50mm, ATÖLYE:


7D, 50mm f1.8 II, ISO3200, f8, 1/8000

D700, 50mm f1.4G AF-S, ISO3200, f11, 1/8000

İKİNCİ BÖLÜMDE DEVAM (tıkla)
 
1 Comment

Posted by on 2011/04/16 in Uncategorized

 

Tags: , , ,

Sony NEX-3, Canon 7D, Nikon D700 potburi + Konuk sanatçı 5DMarkII Bölüm2

İLK BÖLÜMDEN DEVAM (tıkla)

400mm, ARABA MEZARLIĞI:

Fotoğrafların büyük hali için:

http://img576.imageshack.us/g/7df100128004000mmorta.jpg/

Hatırlatma: Bu fotoğraflar RAW’dan JPEG’e çeviridir. RAW dosyalarda hiçbir oynama yapılmamıştır ve “Adobe Standard” profili kullanılmıştır. Gövdeler Av moduna getirilmiş, en geniş alandan ölçüm yapan mod kullanılmıştır (Evaluative, matrix, multi-segment, her ne ise…).

5DMarkII fotoğrafları 1133×755 piksel (orjinali 5616×3744), 7D fotoğrafları 1084×723 piksellik (orjinali  5184 x 3456) kesmeler.

5DMarkII, 400mm, f8, ISO200, 1/100

7D, 400mm, f8, ISO200, 1/160

5DMarkII, 400mm, f8, ISO400, 1/200

7D, 400mm, f8, ISO400, 1/320

5DMarkII, 400mm, f8, ISO800, 1/400

7D, 400mm, f8, ISO800, 1/500

5DMarkII, 400mm, f8, ISO1600, 1/800

7D, 400mm, f10, ISO1600, 1/800

5DMarkII, 400mm, f8, ISO3200, 1/1600

7D, 400mm, f10, ISO3200, 1/1600

5DMarkII, 400mm, f8, ISO6400, 1/3200

7D, 400mm, f10, ISO6400, 1/3200

5DMarkII, 400mm, f8, ISO12,800, 1/6400

Aşağıdaki fotoğrafı 7D’de 12,800’de 275mm’de çektim (250mm olması gerekiyordu ama yanlış hesap yapmışım 🙂 ). 275mm tam karede 440mm’ye denk gelir. Yukarıdaki 5DMarkII’nin ISO12,800’ü ile karşılaştırın. 5DMarkII’de gölgelerdeki detaylar daha iyi korunmuş ve cisimlerin kenarları daha belirgin, 7D’de bu kenarlar arkadaki çimlerle biraz karışmış. Bazı markaların fanatikleri “bak yeni bilmemne modeli daha iyi” diye düşünecektir ama aynı sahneyi aynı koşullarda çekmeden bir yorum yapmak ne kadar doğrudur bilmem (“ne kadar doğrudur bilmem = yanlıştır, hatta saçmadır” olarak okuyun).

7D, 400mm, f10, ISO12,800, 1/6400

5DMarkII, 400mm, f10, ISO25,600, 1/8000

SONUÇ(TAN ÖNCEDEN ÖNCE)

Sonuçlara bakınca 7D ve hatta NEX3’ün düşük ISO’da D700 ve 5DMarkII’den çok da geri kalmadığını görüyoruz. İyi de neden herkeste tam kare takıntısı var? Büyük algılayıcının avantajı yok mu?

Ayılı fotoğraflardan bir kesme (ayıp yerlerine yakın ama onlar ayı 🙂 ). En üstte 7D, ortada NEX-3, en altta D700. Her üç makine de iyi görünüyor. D700 en temizi görünüyor, sonra 7D, sonra NEX-3. Şimdi aynı RAWlara +1 EV pozlama telafisi uygulayalım:

Inınınııııııın! +1EV pozlama telafisi uygulanan 7D ve NEX-3’teki pütürler artmış, D700’de hiç değişiklik yok. Ayrıca D700’deki kalpler nedense doygunluklarını kaybettiler (ben dokunmadım) ama desen korundu, diğer ikisinde kalplerdeki detaylar da kaybolmuş.

Şimdi aynı bölgeye, ama ISO6400 fotoğraflarına bakalım:

En üstte NEX-3, ortada D700, en altta 7D. Şeytan detayda gizli 🙂 Gölgelerde D700 neredeyse hiç detay kaybı yaşamamış, NEX-3 en kötüsü. Bu arada “benim kompakt bile daha iyi çeker” diye düşünenler varsa hemen söyleyeyim: Kompakt makine ile ISO6400’de bu sahnedekinin ayı mı pamuk topağı mı olduğunu ayıramazsınız 🙂

Devam:

Lambaya dikkat. Bu sahneye -3EV pozlama telafisi verince:

D700’de ışığın geçişi hala çok yumuşak, 7D’de kademelenme oluşmuş.

Benzer bir sahne. 7D’de patlamış bölgeler D700’den daha önce başlamış.

30sn, ISO800, f8

Akşam elektrik kesilince gece uzun pozlama deniyim dedim. Hava soğuktu, o yüzden pencerenin arkasından çektim. Uzun pozlamada ISO800 gibi yüksek sayılabilecek bir değer kullanınca gürültü/gren nasıl etkileniyor ona bakalım:

JPEGler doğrudan makine çıkışı, yani ACR’de işlemedim. İki makine de “standard” stiline ayarlıydı. İkisinde de ek keskinleştirme ve gren azaltma yapılabilir, ama RAW dosyalarına bakarsanız D700’ün daha az gürültü ürettiğini (hatta hiç yok) görebilirsiniz. Buna rağmen 7D’nin fotoğrafı rahatlıkla kullanılabilir.

Elektrik kesikken karanlık odada bir çekim. Dışarısı karanlıktı, fotoğraktaki aydınlık haline bakıp odanın içindeki karanlığı anlayabilirsiniz. f5.6, 30sn, ISO800.

+3EV pozlama telafisinden sonraki durum. 7D’de renkler mora kaymış, D700’de çook hafifi mavi artışı var ama gözü rahatsız etmiyor. Ayıcıktaki farka dikkat. Aşağıda ilk kesme D700’den, ikincisi 7D’den.

Son kesme

Bu bölümden ne anlıyoruz? Sahnede kontrast düşük olduğu zaman, veya sahnedeki en aydınlık nokta ile en karanlık nokta arasındaki ışık şiddeti farkı azsa (bir daha okuyun) gövdeler arasında çok fark olmuyor. Örneğin güzel bir vadi manzarasında gökyüzünü kadraja almayıp yalnız yeryüzünü çekerseniz genelde sahnenin her yerinde benzer ışık şiddeti olur ve makineniz yeryüzünün her noktasındaki detayı yakalayabilir. Aynı şekilde, eğer yalnız gökyüzünü kadraja alırsanız hemen her makine size güzel bir gökyüzü manzarası verecektir. Eğer gökyüzünü ve yeryüzünü aynı anda çekmek isterseniz ya gökyüzü patlar (tüm detaylar beyaza bürünür) ya yeryüzü kapkaranlık olur. İşte bunun sebebi: Sahnenin “Dinamik aralık”ı elinizdeki makinenin algılayıcısının “dinamik aralık”ını geçmiştir.

Hemen bunu açayım: Sayısal algılayıcılarda (digital sensor) dinamik aralık kolaylık olması açısından EV (f-stop) basamaklarıyla verilir. DPReview gibi sitelerde verilen “Dynamic Range” (DR) değerleri bu şekilde “EV” basamaklarıdır. Örneğin biri size “bu makinenin 10 stop dinamik aralığı var” derse anlayın ki en karanlık noktayla en aydınlık nokta arasındaki ışık şiddeti 1,024. Bu 1,024 ne? 1,024 = 2 üzeri 10. Yani 3 stop DR farkı 8 kat, 5 stop DR farkı 32 kat ışık şiddeti farkına denk gelir.

Teoride var olsa da pratikte tam karanlık ve tam parlak bir sahne yoktur (güneş her zaman patlak görünür, bu yüzden düzeltmeye uğraşmayın).

DSLRlar genelde 9-14 EV’lik dinamik aralığa sahiptir. “Genelde” “algılayıcı alanı / megapiksel” oranı arttıkça DR kapasitesi artar. Yani algılayıcıda ışığı algılayan “kutucuklar” ne kadar büyükse DR o kadar geniş olur, DR ne kadar çok olursa o kadar az gürültü/gren olur. Bunun tersi olarak, bir fotoğraf makinesinin DR becerisi ne kadar azsa o kadar çok gren/gürültü oluşturacaktır.

Yukarıda verdiğim örnekleri düşünün. Ayıcıkların gölgede kalan kısımlarında D700’de neredeyse hiç gürültü oluşmuyor, çünkü (tüm sahneyi düşünürseniz) sahnedeki en aydınlık kısımla gölgedeki kısmın ışık şiddeti D700’ün dinamik aralığı içinde kalıyor. Buna karşılık NEX-3’ün dinamik aralığı o gölgeye erişemediği için gürültü/gren daha fazla. Aynı şekilde bazen manzara çekimlerinde gökyüzünde gren görmenizin sebebi de bu: Makinenin dinamik aralığı gökyüzünün parlaklığını algılayamıyor ve gren oluşuyor. “Gündüz bile gren oluşturuyor” dediğiniz makinelerin ana sorunu işte bu. İşte sırf bu yüzden manzara deyince akla orta format gelir.

D700 tam kare ve 12MP, 7D 1.6x kesme çarpanlı 18MP, NEX-3 1.5x kesme çarpanlı ve 14MP. Yani DR kapasitesi olarak D700 > NEX-3 > 7D beklenir, ama durum D700 > 7D > NEX-3 şeklinde. Neden? İşte burada algılayıcı teknolojisi devreye giriyor. Zamanımızın 16-18MP’lik gelişmiş algılayıcıları birkaç sene öncenin 8MP’lik makineleriyle aynı veya daha fazla DR aralığına sahip.

Kafanız karıştıysa özeti okuyun: D700, kocaman “foton toplayıcı kovaları” sayesinde 7D ve NEX-3’e göre daha çok ışık toplayabiliyor ve daha temiz sinyal iletebiliyor, bu sayede RAW dosyaları oynamaya daha müsait. 7D de teknolojisi ile NEX-3’ün önüne geçiyor.

DPReview’da JPEG ile RAW arasındaki DR farkını gösteren şekil.

SONUÇ(TAN ÖNCE)

Sonuç kısmından önce son bir sözüm daha var, sonra herkes evine dağılabilir. Sürekli RAW->JPEG dönüşümünden bahsediyorum. Neden makine çıktısı JPEGlere bakmıyorum? Bu sorunun cevabını tonla sitede bulabilirsiniz, o yüzden özetliyorum:

– Olympus haricindeki tüm markalarda RAW, JPEG’e göre daha fazla detay verecektir. Olympus’ta daha fazla detay almak çok zor çünkü mükemmel bir JPEG motoru var.

– RAW üzerinde kayıpsız işlem yapabiliyorsunuz, istediğiniz zaman ilk haline dönmek mümkün.

– Beyaz ayarını RAW’da istediğiniz gibi düzeltebiliyorsunuz.

– RAW dosyaları her zaman daha fazla dinamik aralık içerir. JPEG’de geri getiremeyeceğiniz aşırı parlak bir bölgeyi genelde RAW’da geri getirebilirsiniz. D700’de bu çok daha rahat.

Yani: Algılayıcının maksimum performansını ancak RAW ile görebiliyorsunuz.

Aşağıda görsel olarak da göstereyim:

Yukarıda göreceğiniz gibi, panjurları kapatılmış zifiri karanlık bir odada çekilmiş bir fotoğrafın JPEG ve RAW dosyalarına aynı işlemleri uygulayarak (ACR’de) açmayı denedim. JPEG bir miktar düzelirken RAW mükemmel oldu. “Mükemmel” diyorum çünkü gözlerim birşey görmezken bu kadar detayın ortaya çıkmasına şaşırdım. Karanlıkta görmek böyle birşey demek ki.

5DMarkII ve 270EX flaş ile çektiğim yemek sonrası bir fotoğraf. JPEG hali iğrenç, artık nasıl okuma yaptırdıysam. RAW ile biraz oynayınca adama benzedi. Yeni ACR ile lens hatalarını düzeltmek de kolay (JPEG’deki kırmızı-yeşil çizgilerin kaybolduğuna dikkat).

SONUÇ (NİHAYET)

Aslında daha içerik hazırlamıştım ama artık başka bir yazıya.

Karşılaştırmaya NEX-3’ü analiz etmek için başlamıştım ama Canon 7D’yi biraz kullanınca “bakalım D700’le yanyana gelince ne olur” dedim, gözüm döndü ve konuyu genişletmeye karar verdim :).

Sony NEX-3

Önce NEX-3’le başlayalım. NEX-3 adeta kompakt makine boyutunda ama APS-C algılayıcısı var. Tahminimce Nikon D3100 ve Sony A33 ile algılayıcısı var. Çok yüksek ISO değerlerine çıkmadığınız sürece piyasadaki tüm DSLRlar kadar iyi fotoğraf çekebiliyor. Kit olarak satılan 16mm lens ufacık, bu yüzden taşıması rahat ancak lens optik olarak çok başarılı değil. Özellikle köşelerde diğer sabit odaklı lenslere göre daha az başarılı.

Standart modda makine çıktısı JPEGler biraz yumuşak, özellikle ISO800 ve üzerinde detaylar kayboluyor. Keskinleştirme ayarını yükseltince (+2 tavsiye ederim) JPEGler biraz düzeliyor. 85mm f2.8 gibi bir lensle kullanınca NEX-3 kendini buluyor. Bu lens normal Alpha lensi olduğu için arada dönüştürücü gerekiyori, ama bu dönüştürücüde optik eleman olmadığından kalite bozulmuyor. Aşağıda 18 Mart gösterisinde NEX-3 + 85mm f2.8 ile çekilmiş örnekler var:

Sony NEX-3, Sony 85mm f2.8 SAM lens, 1/100, f2.8, ISO800, bütün fotoğraf

Aşağıda kesme var:

Sony NEX-3, Sony 85mm f2.8 SAM lens, 1/125, f2.8, ISO800

Aşağıda kesme var:

Sony NEX-3, Sony 85mm f2.8 SAM lens, 1/125, f2.8, ISO800

Aşağıda kesme var:

Burada sınıflarının en iyilerinden iki makineyle karşılaştırmak NEX-3’ü biraz geride gösteriyor ama fotoğraf kalitesi olarak herhangi bir giriş seviyesi DSLR’dan farkı yok.

Büyük makine taşımak istemeyenler için Sony NEX-3’ü önerebilirim. 16mm lensle biraz geniş bir pantolon cebine girebilir ama gömlek cebini düşünmeyin. DSLR kalitesinde fotoğraf çekebiliyor, bunun yanında kullanımı kompakt makineye daha yakın. Canon G12’yi taşımak ve kullanmak daha rahat. Fotoğraf kalitesinden biraz feragat edip G12’yi de seçebilirsiniz (yüksek ISO’yu saymıyorum).

DSLR kullanıcılarını için ikinci makine olarak da NEX-3 düşünülebilir. D700 + 50mm ve NEX-3 + 16mm ile gezmek eğlenceli.

Canon 7D

Canon 7D’yi 4 gün kullandım. 5DMarkII gibi bir Canon kullanıcıysanız kaldığınız yerden devam ediyormuş gibi rahat kullanabilirsiniz. Menülerde ek AF ve video ayarlarıharicinde çok fark yok.

Fotoğraf kalitesini çok iyi beklemiyordum, beklediğimden iyi çıktı. İlk sayfada verdiğim ISO1600 örneğine bir daha bakın (gözler). Sahnede çok kontrast yoksa D700’e yakın yüksek ISO performansı var. Aynı odak mesafesinde 18MP ve 1.6x kesme çarpanı dolayısıyla 12MP’lik D700’e göre ISO3200’e kadar daha çok detay veriyor (işte bu yüzden spor çekiyor olsam 16MP ve 1.3x kesme çarpanlı 1D Mark IV’ü 12MP’lik D3s’e tercih ederim). Hatta 400mm’de yaptığım 5DMarkII karşılaştırmasında bile 7D ISO3200’e kadar daha fazla detay veriyor. Yalnız hatırlatayım, bu avantaj telefotoda. Geniş açıda 5DMarkII’nin avantajı olacaktır.

Makine çıktısı JPEGler RAWlara göre daha az detaylı. Keskinleştirmeyi +2’ye getirmenizi tavsiye ederim. 18MP’lik RAW dosyaları çok detaylı. Algılayıcısı NEX-3’tekinden hafif küçük olmasına ve 4 milyon daha fazla piksele rağmen NEX-3’ten daha iyi.

Geniş dinamik alan gerektiren sahnelerde 7D doğal olarak D700’ün gerisine düşüyor. Buna rağmen 12MP’lik 450D’den daha iyi gibime geldi (450D yanımda yok, geçmiş tecrübeme dayanarak yorumluyorum).

Kullanımı D700’e göre daha rahat geldi. Canon’da XXD ve XD gövdelerde sağ üst tarafta başparmağınızın altına gelen düğmelerle birçok ayarı yapabilmeniz çok rahat. Nikon’da bazı ayarlar için sol elinizi kullanmanız gerekiyor ki bu elinizle desteklemeniz gereken uzun ve ağır telefoto lensleri kullanırken bu dezavantaj.

AF becerisini 100-400mm, 100mm f2.8L makro, 24-104 f4L ile denedim. Gerçekten de hareketli objeleri takip etme becerisi 5DMarkII’ye göre daha iyi. İlk netlemeyi yakalama hızında fark yok, 5DMarkII de aynı derecede hızlı yakalıyor. Elimde hızlı AF yapan Nikon lens olmadığı için karşılaştıramadım.

Kuş veya spor çekiyorsanız ve paranız 1D serisine yetmiyorsa 7D’yi rahatlıkla önerebilirim. Çok uzun süre kullanmadım ama bahsedilen AF sorunlarını yaşamadım.

 
Leave a comment

Posted by on 2011/04/16 in Uncategorized

 

Tags: , , ,